BEREKETİ BOL OLSUN !

Mübarek ramazan ayının güzelliklerini soluduğumuz şu günler, hepimize hayırlar getirsin. Her ramazan gibi gene coşku, yardımlaşma, sevgi ve duanın oluk oluk aktığına şahit oluyoruz. Hayra talip olan tüm insanların, bu güzelliklerden en iyi bir şekilde istifade etmesini temenni ediyorum.

Her ramazan ayında insanlığın topyekün bir yardımlaşmaya sevk edilmesi dikkat çekicidir. Cenabı Allah’ın,  insanı rızk taksimine vesile etmesi çok manidardır. Pakistan, Açe, Filistin derken bu ramazanda hepimizin kalbi Somaliye sevk edildi…

Somali, emperyalist güçlerin sömürüsü ile açlığa ve ölüme terk edilen İsmail’in ülkesidir. Hz Ali’nin kardeşi, Hz Cafer Tayyar’ın oğlu İsmail, buralara İslamiyeti tanıtmış, o insanlara örnek olmuş bir kahraman. Somali halkı, İsmail ismini Somal diye telaffuz ederlermiş. İsmaile muhabbetlerinden ülkelerinin ismini SOMALİ koymuşlar…

Afrika’da yaşanan açlığın temel nedeni küresel açgözlülüktür. Burada, Prof. Osman Özsoy beyin tespitlerini aynen aktarıyorum;

“…Batı güdümündeki Afrikalı devlet adamları, Batı pazarlarında ihtiyacı duyulan sanayi ürünlerine kilo başına daha fazla para vermek suretiyle ülke insanlarını bu tür mahsulleri ekmeye mecbur bıraktılar. Önceleri ziraî aletler ve gübre ucuz kredilerle Afrika insanına verildi. Sanayi mahsulünü ekmeye cazip kılacak fiyatlar bu ürünlere verilerek teşvik edildi. Halk tarlalarını bu ürünlere ekmek üzere hazırladı. Ucuz krediler kullanılarak büyük bir hevesle işe koyuldu.

 

Büyük umutlarla tarlalarını Batılı pazarlara hazırlayan Afrikalılar, neticede arzu edilen kârı elde edemediler. İş geri dönülemeyecek noktaya geldikten sonra, Batılı büyük şirketler ürünlere çok düşük düzeyde ücret ödemeye başladılar.

 

Zamanla oynanan oyunun farkında varılsa da, Afrika insanı geriye dönemedi. Aldığı kredilerin borçlarını ödeyebilmek için, para eden ürünleri ekmeye daha fazla muhtaç hale geldi.

 

Bunun yanında Batılı ülkeler, kendilerine bağımlı hale gelen bu insanlara verdikleri ziraî alet ve gübre fiyatlarını da artırdılar. Afrika insanı çok çalışan fakat hiç kazanamayan bir fasit daireye mahkum edildi. Topraklarını kredi veren kurum veya kuruluşlara kaptırma tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar.

 

Afrika ülkelerinin Batılı pazarlarına olan bağımlılığı bu ülkelere Batılı endüstrisinin ihtiyacı olan ürünleri üretmeye, kendi ihtiyaçları olan ürünleri de dışardan almaya zorladı. Afrika insanı, çok ucuz emekle elde edebileceği ihtiyacı olan ürünlere, büyük paralar ödemek suretiyle dışarıdan almaya mecbur bırakıldı.

 

Benzer bir sürece Türkiye 2001 krizinin ardından sokulmak istendi. Ülkenin batışını fırsat bilen Batılı ülkeler, Türkiye’ye verdikleri cüzi krediler karşılığında, Kemal Derviş yasaları olarak bilinen ve Türk tarımını nasıl küresel sisteme entegre etmeye matuf kanunlar çıkmasını sağladılar. Tütün ve şekerpancarı eken üreticiler mahvedildi. Ekilmeyen arazi başına devlet para vermeye başladı. Buğday ve canlı hayvan ithal etmek zorunda kalan ülke olduk. Türkiye az da olsa sanayileşmemiş olsaydı, Afrika kadar olmasa da, durumumuz çok da iç açıcı olmazdı…”

 

Mantık ve duygu kavramlarının alt üst olduğu bu ülkede yaşananlar, adeta bizleri şaşkına çeviriyor. Yardım kuruluşlarına ulaşabilmek için insanların yaşadıkları, bir parça ekmek ve su için verilen ölüm kalım mücadelesi havsalamıza sığmıyor. Ayaklarında ayakkabısı olmadığı için ayakları parçalananlar, yollarda hayatını kaybedenler ve daha neler neler… Bir annenin iki çocuğundan birisini Hz. Musa misali Allaha emanet yolda bırakmak zorunda kalması, bari birisi kurtulsun diye arkasına bakmadan yola devam etmesi bir anne için travma değil mi?.. Bir başkası elindeki çocuğunu oralara yardım   getiren bir başka anneye zorla vermeye çalışması… Alın, bunu da götürün ki buralarda açlıktan ölmesin çığlıkları ve bunu anlayan çocuğun yaşadığı duygusal travmalar, an be an yaşanan Afrika gerçeğini sergiliyor…

Duyabiliyor muyuz sessiz çığlıkları… Ölümün kucağında boynunu eğip bekleyen, ölüm çukurunu  yanı başına hazırlayan  yüreklerin feryatlarını…

Bunlar bizim ülkemizde hiç yaşanmadı, inşallah da hiç yaşanmaz. Buna rağmen hükümetin anlamlı yardım çabalarını görmezden gelen güruhu şiddetle ayıplıyorum. Buralarda yaşanan dramlar için en önce yüreklerini ve kumbaralarını açan insanlar, benim ülkemin yoksul diye tabir edilen gönlü zengin olan yürek insanlarıdır. Önce onların yürekleri atar, önce onlar ekmeğinin yarısını yardım gemisine koyarlar. Bu birlikteliği ayıplayan ve “bize ne!” fitnesini yayan azınlık grup, canım ülkemde de insanların üzerine asalak olmuş, aç kalan değil, açlık korkusu çeken paranoyak kişilikli gruplardır. Hani Kuran’ın tabiri ile onlar hiç kimseye bir şey vermedikleri gibi, verenlere de engel olurlar. Onlar kelimenin tam manası ile maun olanlardır. Ne diyelim, yazıklar olsun öyle kişiliklere…

Cumhurbaşkanımızın duyarlılığı, Başbakanımızın bizzat meselenin çözüm noktasındaki gayreti bizlere şeref veriyor. Bir zamanlar, sivil toplum örgütlerine iyi gözle bakılmayan kampanyalar ve iftiralar atılırdı. Bunlara rağmen, amaçları sadece insana yatırım ve yardım olan sivil toplum örgütleri günümüze kadar anlamlı çalışmalarda bulundu. Günümüzde, devletimizin de desteği ile daha anlamlı ve etkili faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Boğazımızdan geçen lokmayı rahatlıkla yutabilmemiz, sivil toplum örgütlerinin gayretlerindendir. Buradan, anlamlı insan yatırımı yapan bu güzel kuruluşlara selam ederim. Evet, selamette olmamız, bu tür kuruluşların maddi ve manevi desteklenmesi ile olacaktır…

Mevlana’mızın beldesi Konya da ramazan bir başka güzeldir. Allah’ın elini hissettiğimiz, meleklerin yanı başımızda mis kokuları ile salındığını görür gibi olduğumuz bir mevsim. Rahmetli Tahir Büyükkörükçü hocamın tabiri ile, Konya’nın şehirler arasındaki yeri bir başkadır. Bu günlerde, iftar ve sahurda özel bir misafirini ağırlamakta Konya. Zamanımızın Mus’ablarından Engin Noyan beyefendi… Küçük oğlumun tabiri ile, Engin dede!.. Hani, çocuklar o saf yürekleri ile daha bir insan sarrafı oluyorlar. Engin dedenin yanına götürmek, onun için bir ödül oluyor. Belli bir kariyer ve hayat yolundan sonra, bütün kazanımlarını ve kariyerini gözünü kırpmadan bırakıp, kimilerinin ayıplamalarına da kulak asmadan vahyin aydınlığında, yeni bir yola talip olmuş Engin bey…

İftar programı başlamış, Umut  Mürare’nin  yürekleri okşayan güzel ezgileri sunuluyor. Engin bey, derin ve edepli duruşu ile insanları selamlıyor… Arada bizlerin yanına yaklaşıyor, elini öpmeye çalışan yavrumun ellerini alıyor kendisi öpüyor ve yürekten kopan güzel dualarla dua ediyor. Maket bir gemi hazırlamış, çocuksu bir heyecanla bizlere tanıtıyor. Gemimizin yakıtı doluyor inşaalah diyor, kendisi ile fotoğraf çektirmek isteyenler, herkesin kendisinin belirlediği ücreti maket gemiye bırakıyor. Toplanan ücretler İHH aracılığı ile Somali’ye demir atacak inşallah. Ömrün her anını faydalı işlere ayırmak demek bu oluyor galiba…

“Ümmetin aslanları gelmiş” diye insanları selamlayan Engin bey, doğruluğun ve iyiliğin yayılmasının sayı ile değil tek kişi ile bile olsa gayretle orantılı olduğunu gösteriyor. İnsanlığın dürüstlük ve doğruluk yönünün şaha kalkmasını temenni ediyorum…

Sömürünün yere batması, insanlığın insanca yaşaması duasını meleklerin avucuna koyup, Rabbime ısmarlıyorum. Rabbim bizleri her türlü esaret, sömürü ve ahlaksızlıktan korusun. Ömrümüz ramazan gibi bereketli olsun ki ahirimiz de bayram gibi mübarek ve mutlu olsun…

 

Emine Aktaş
Ziraat Mühendisi

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.